Eğitim Tarikatlara Teslim!

 

 

 

 

 

Toplumların ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını oluşturan en önemli özellik, insan yetiştirme modelidir. Çocukların yetiştirilmesi (pedagoji) sürecinin düzgün işlemesi, sağlıklı bir toplum yapısının oluşturulması açısından önemlidir. Bu durum, aynı zamanda toplumun ilerlemesi ve gerçek anlamda özgürleşmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle eğitim bir toplumu ileri veya geri götürecek en önemli araçtır. Ülkelerin gelişmişlik seviyesi ve eğitim doğru orantılıdır. Fransız yazar Emila Zola (1840-1902)”İrtica saltanatını, bir ülkenin eğitimini ele geçirerek kurar ve böylece kökleşir kalır. Okullarda beyinleri yıkanan kuşaklar yönetimde görev aldıkları zaman, ülke çıkarlarının değil, kendilerini eğitenlerin sözcüleri olacaktır” Zola bu sözü yüzyıllarca önce söylemiştir ancak size çok tanıdık geldi değil mi? Türkiye’nin mevcut eğitim politikasının temelinde laik-bilimsel eğitim anlayışından çok, eğitim sisteminin iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerine uygun olarak, büyük ölçüde dini kurallara göre biçimlendirilmesi söz konusudur. Eğitimde 4+4+4 dayatması ile “dindar nesil” yetiştirmeyi hedefleyen iktidar, hedefini daha da büyüterek, bilinçli ve programlı bir şekilde eğitim müfredatını 4+4+4 ile ulaşmak istedikleri hedeflere uygun hale getirmeye çalışmaktadır. Oysa eğitim müfredatı hazırlanırken bilimsel, demokratik, laik, bireyin yanı sıra aynı zamanda toplumsal faydayı da gözeten, insan hak ve özgürlüklerine dayalı eğitim programlarının oluşturulması gereklidir. Bu çerçevede yaratıcı ve eleştirel düşünen, üretici, çevre bilincini kazanmış, toplumsal sorunlara duyarlı, kendine güvenen, demokrasiyi özümsemiş, insan hak ve özgürlüklerini ön planda tutan, eşitlikçi, adalet duygusu gelişmiş bireylerin yetiştirilmesini hedefleyen eğitim programları oluşturmak temel hedef olmalıdır. 17 – 25 Aralık sürecine kadar tüm imkanları kullanarak eğitimi Gülen hareketine devreden AKP İktidari, 15 Temmuzdan sonra da Gülen hareketi içerisindeki kadroyu uzaklaştırarak diğer tarikat gruplarına yer açmaya çalışıyor hatta biraz daha ileri gidersek eğitimi anahtar teslim tarikatlara devretmiş durumda. Milli Eğitim Bakanlığı’nın başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere, iktidara yakın dini kurum ve vakıflarla protokoller imzalayarak yapılan işbirlikleri ile TÜRGEV ve Ensar Vakfı başta olmak üzere, Hizmet Vakfı, Hayrat Vakfı, İHH, Furkan Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti gibi dini vakıfların, devlet okullarında “değerler eğitimi” adı altında ders ve seminerler vermeleri, bağış toplamaları, dini içerikli yayınları dağıtmaları sağlandı. Akp iktidarının veya saydığım kurumların hiç birinin asıl amacı din eğitimi vermek değil; siyasi ayrıcalık kazanmak olduğu çok açıktır. 15 Yıllık AKP iktidarında 6 Milli Eğitim Bakanının değişmesi, eğitimin halini anlatan en önemli gösterge, sürekli istikrar sürsün diyen bir iktidar eğitimi yaz boz tahtasına çevirmiştir. Her gelen bakan sil baştan başlayarak, çocuklarımızın ve velilerimizin başını döndürmüştür. Çocuklarımız sadece sınav odaklı bir eğitimle karşı karşıyalar, yaratıcılıklarını ön plana çıkarma olanakları yok. Öğrencilik bilim yolculuğundan ziyade diploma avcılığına dönüştürüldü, öğrenciler hayallerine, yeteneklerine göre değil puan sistemine göre geleceklerini şekillendirmeye çalışıyorlar elbette sonuç olumsuz. Örneğin amacı yeni bireyler yetiştirmek olan eğitim aşıyla yanıp tutuşan öğretmenler yerine KPSS korkusu, atanamama korkusu barındırarak okumaya öğretmen olmaya çalışan öğrenciler yetişiyor. Amacı öğretmen olmak yerine kpss sınavını geçmek olarak görülmesi nitelikli öğretmen yetişmesini de engelliyor. En son bir eğitim sendikasının iktidara yalakalık amaçlı müfredattan bu ülkenin kurtarıcı ve kurucu Mustafa Kemal Atatürk ve çok partili demokrasiye geçişimizi hızlandıran İsmet İnönü’yü azaltalım önerisi son derece komik sanki her iş bitti bu kaldı. Yalakalık da son nokta. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)nin yapmış olduğu PISA testine göre ülkemizin eğitimde son derece geri kaldığını görmekteyiz. İlk sıralarda yer alan Finlandiya ile ülkemizi kıyaslama yapalım daha iyi anlamak için örneğin Finlandiya’da okullar günlük ortalama 4 saattir, ev ödevleri verilmez çünkü ders derste öğrenilir yani ülkemizdeki gibi evde anne babalar kartonlara boncuk dizmez. Rekabetçi ve ezberciliğe dayalı bir eğitim yerine düşünmeye dayalı eğitim verilir. Türkiye'de döngü bu kadar kısırken, sistemin üretken bireyler yetiştirmesini beklemek elbette güç. Finlandiya’da, eğitimin amacı kişilik yaratmak. Toplumun merkezinde yer alan okul sadece eğitim hizmeti değil, sosyal hizmetler de sunuyor. Toparlarsak; Çocukların öğrenme ihtiyacı desteklenirse eğitim kalitesi de o kadar yükselir. Sorunlar anlatmakla bitmiyor. Sorun çok, düzelten yok… Çünkü kurulan bu sistem, küresel dünya ile yarışacak nitelikte bireyler yetiştirmeyi değil “kul” tipi itaatkar insan yetiştirmeyi amaçlıyor. Yarınların dünyasında böyle bir nesille dünyada söz sahibi olmak mümkün değil.