Hayvan Sevgisi

Sevgisiz bir toplum olduk. Artık kendimizi ve diğer canlıları sevmiyoruz. Cinnet geçiren bir toplum olduk. Yaşadığımız ekonomik sıkıntılar ve yozlaşmamız sevgisiz toplumun belirleyicileridir.

Bundan dolayı yaşadığımız dünyanın diğer canlılardan bahsedeceğim. Nedir sizce hayvan sevgisi? Sıradan bir şey mi? Yoksa can dostumuz mu? Tabiki bunları yorumlamak kişiden kişiye değişir. Ama tüm canlılar bizim dostumuzdur.

Çünkü yaşadığımız dünya sadece bizim değil, onlarında yaşam hakkına saygı göstermeliyiz. Hem biliyormusunuz? Evlerinde evcil hayvan besleyen ailelerin çocuklarının sevgi dolu olduklarını biliyormusunuz? Bizde bilmiyorduk öğrendik.

Aslında hayvanlar ve insanlar yüzyıllarca yaşamı paylaşmıştır. Nazım’ın dediği gibi öküzümüzden sonra gelen diyor. Şiirlerinde bizler insanların yiğitliğine, çevikliğini tarif ederken aslan gibi, kaplan gibi adam deriz. Acıktığımız zaman kurt gibi acıktım diye söyleriz. Veya keçi gibi inatçı, çok çalıştın mı eşek gibi çalıştım deriz. Atasözlerimiz büyük bir kısmı hayvanlar üzerine şekillenmiştir. Sinsi insan için yılan gibi deriz. Bizim kuşak hayvanlarla içli, dışlıdır. Eşeğe binmeyen yoktur. İnek, köpek, tavuk, öküz, kedi mutlaka her evde olur. Hatta inek doğurduğu zaman buzağının adını sevdiğimiz sanatçının ismini veririz yada sarıkız koruz. Anlamadığım aslan, kaplan diyince insanlar havalara giriyor da Köpek diyince neden kızıyoruz? Oysa en sadık hayvan köpek değil mi? Bu çelişki niye? Hepsi hayvan değil mi? Hayvanların ortak özelliği kendi cinslerine asla zarar vermiyor, orman yakmıyor, katliam yapmıyor, çocuklara tecavüz etmiyor.

Ulusal basın yinede sapıklar için manşet atarken hayvanlar diyor. Ne kadar yanlış değil mi? Biz hayvanları sevelim. Artık kentleştiğimiz ve teknoloji geliştiği için hayvanlardan uzak bir yaşam yaşıyoruz. Fakat bazı insanlar bu sevgiyi yaşatmak için kanarya, kedi, akvaryum, süs köpeği besliyor. Sizde hayvanları besleyerek sevginizi gösterin.

Yolunuz Açık Olsun…

 

Ulaşım Çilesi

Yıllardır aynı sorun değişmeden devam edip gidiyor. Kışın buzdolabı, yazın sauna gibi olan toplu taşıma araçlarında şimdi de yeni uygulama ile pres olmakta eklendi.

Amacımız insanları rencide etmek veya mağdur olmasını sağlamak değil. Tek bir dileğim var. Yaklaşık 5 bin kişi her gün çalışmaya, okula, dershaneye, alışverişe, eğlenmeye veya gezmek için Ankara’ya gidiyor. Tabi gittiğine de pişman oluyor. Çünkü otobüse binmeyen yetkililer halkın ulaşımı hakkında karar veriyorlar.

Tabi bu durumda ulaşım sorununun çözülmemesine sebep oluyor. Biz önce olması gereken çağdaş ulaşım araçlarından yazalım. Öncelikle bir şehri geliştiren etkenlerden en önemlisi ulaşımdır. Bu nedenle Kırıkkale’yle birlikte hep aynı sorunları yaşıyoruz. Bu bölge için ya elektrikli tren yada raybüs artık şarttır. Her iki bölgenin siyasetçileri Kayaş ile Kırıkkale arasında elektrikli tren veya raybüs için mücadele etmelidirler.

Bunlar olması gerekenler. Peki olmaması gerekenler ne ?

Ankara Elmadağ arası yarım otobüslerin Ukome kararı ile sefere konmasıdır. Ankara’ya Sincan’dan, Gölbaşı’ndan Kızılay’a kadar uzun araçlar giderken sorun olmuyor da, Elmadağ’dan giden araçlar mı Ankara trafiğine fazlalık oluyor ? Yarım otobüslerle 1 saat veya daha fazla bir zamanda çocuğunuz, eşiniz, kızınız, yaşlı anneniz, babanız ayakta nasıl gidiyor hiç düşündünüz mü ? Bu yeni taşıma sisteminden bilin ki hiç kimse memnun değil. Ayrıca Ankara EGO’dan gelen otobüsleri hala anlamış değilim. Bu otobüsler süs olarak mı gönderildi ? boş gidiyor boş geliyorlar. Kart yüzünden mi ? İlçede neden kart satış noktası yok ? neden bilet uygulamasına geçilmiyor ? veya otobüs sayısı neden artırılmıyor bunu anlamak mümkün değil.

Ulaşım ilçemiz için büyük bir sorun. Bu sorunumuzu çözmezsek hiç kimse buralara gelip yerleşmez. Dün köy olan yerlerin bugün 400 bin nüfusu var. Biz hala yerimizde sayıyorsak bunun ana nedeni siyasetçilerin ufkunun olmayışıdır.

Yolunuz açık olsun…

Onursuzluk

Daha önce ihtiyaçtan ötürü omurgasızları yazmıştık hak ettiği değeri buldu. Toplum hızla çürüdüğü için yazının devamı olan onursuzları kaleme almak zorunda kaldık çünkü bir insanı nasıl omurgası iskeleti tutuyorsa insanı da yaşama bağlayan onurudur yaşama sevincidir. Toplum hızlı bir şekilde çürüyor yılların birikimi olan kültürel ve ana evi değerler dumura oluyor. Bu toplum yıllar önce onuruna düşkün bir toplumdu uygulanan yanlış ekonomik programlar ve ülkenin pazarlanması toplumu açlıkla terbiye etmeye sürükledi bu da kimliksiz ve kişiliksiz birey yarattı.

Toplum öyle bencileşti ki diplomalı cahiller çıkarlarından dolayı mevcut sömürü düzenine ses çıkarmıyorlar çünkü sistem sömürü üzerine kurulmuş gemisini kurtaran kaptan anlayışı topluma şırınga ediliyor… Bedava dağıtılan erzaklar toplumu çalışmadan, üretmeden yaşamaya yönlendirirken..  Büyük çöküntü yarattı toplumun onuru tasviye edildi bir anlamda sadaka kültürü toplumu biat etmeye yönlendirdi yani toplum sürüleşti. Bakınız Ankara’dan bir örnek vereyim size de mutlak rastlamıştır bir dal sigara verir misin veya köyden geldim iş bulamadım bana bir ekmek parası verir misin? Oysa Anadolu insanı aç kalır yine de paçacıya minnet etmezdi…  Akepe’nin toplumun içini boşaltan projesidir…

İşbirlikçi iktidarlar fabrika yerine erzak dağıttığı için özgür birey yerini kıç yalayıcı tipler yarattı. Yani toplumun kimyasını bozdular küçücük çıkarlar için ilçelerde amir düzeyindeki insanların kıçını yalıyorlar… toplumda çalışmak ayıplandı oysa eskiden emek en yüce değerdi, bu nedenle onurlu Anadolu insanı kınık’da, sarayözünde, kargalıda, bayırbağda öteyüzde, üzüm bağları diğer yerlerde meyve bahçeleri vardı. Tembellik her yeri kuruttu. Köylü üretmiyor şehirli asalak olmuş peki kim bağıracak kral çıplak diye… Yine kenarda, köşede kelaynak kuşları gibi kalmış onurlu insanlar bu bataklıktan çıkışı sağlayacak… Bu ülkeyi satanlar sorumludur.

Cihan ÇETİN

Siz Hayatın İçinde Yoksunuz

Siz ülke vatandaşı Ahmet, Mehmet Abi, FatmaTeyze, Ayşe Abla uygulanan politikaların neresindesiniz ? Veya hayatta sizi direk olarak ilgilendirmeyen Anayasanın neresindesiniz ?

13 milyon sigortasız çalışan, asgari ücretli, dul, yetim, işsiz, işçi, öğrenci, hayatının en güzel yıllarını memleketi için çalışarak geçiren emekli. Kendi yaşamına seyirci kalan ve cellatına aşık olan halkım, 8 yıldır masal anlatanları hep dinlediniz. Allah aşkına soruyorum size hayatınızda ne değişti ?

Dün askerden gelen gençler evlenir, işe girer daha sonrada kendine ev yaptırırdı. Şimdi ise kredi kartının borcunu ödeyemiyor. Birincisi yanlış ekonomi, ikincisi toplumun içini boşaltarak markacı ve makarnacı nesiller yarattılar. İktidar yol ve alt geçit dışında istihdama yönelik ne yaptı. Sadece krizde 2 milyon 600 bin kişi işsiz kaldı.

Sanal ve sahte gündem üretim merkezi ülkenin en temel en can alıcı sorunu işsizlik ve yoksulluk görmezden geliniyor. Ve bunun yerine Anayasa tartışın diyorlar. Bu ülkede ne kadar gazete, ne kadar dergi ve ne kadar kitap okunuyor biliyor musunuz ? Halk Recep İvedik izler, Magazin gazetesi okur. Daha fazlası bazılarına ağır gelir.

Anayasa hazırlanacaksa, bu işin uzmanları var. Onlar hazırlamalıdır. Anayasa Profesörleri, Sendikacılar, Siyasi Partilerden, Derneklerden ilgililer olursa ve maddeler üzerinde çoğunlukla uzlaşırlarsa bunun adı anayasa olur. Değilse AKP anayası olur, o da bu halka saygısızlık olur.

Amaç kurumları ele geçirmekse bunu başardılar. AKP partilerin kapatılmasını istemiyor ama başka partilerinde meclise girmesini istemiyor. Çünkü yüzde 10 barajını kaldırmıyor. Benim anayasaya evet diyebilmem için; parasız eğitim, parasız sağlık, işsizlik ödeneği, konut hakkı, 35 saat çalışma süresi, kaçak işçi çalıştırmak suç olmalı. Devlet sadaka vereceğine, sosyal devlet olmalı. Emeklisini aç bırakmamalı, esnafı kan ağlamamalı. Ben o zaman anayasaya evet derim. Bu anayasaya hayır diyorum.

Çünkü ülkemi seviyorum. Öyle bir anayasa yapılsın ki koltukta oturan devleti soymasın, soydurmasın. Ayrıca erkler arası fren görevini kim yapacak ? Kurumları dümdüz ederseniz, yanlışı kim düzeltecek ? Siz diğer kurumlara kukla yöneticiler atarsanız bu diktaya gider.

Yolunuz Açık Olsun..

Malta Sürgünleri

Bu kadar benzerlik olmaz, tarih bilmeyen toplumlar için tekerrür edermiş. Son zamanlarda sıkça dile getirilen malta sürgünleri olayını bilmeyenler öğrensin diye tarihin tozlu raflarında kalan bu olayı size hatırlatalım dedik.

1919 yılının ilk günlerinde Tevfik Paşa hükümeti zamanında bazı kişilerin tutuklanması başlar. Ülkede yaman bir yıldırma başlatılmıştır. Tutuklananlar Bekir Ağa bölüğü adı verilen Harbiye Nezareti, cezaevine tıkılıyorlardı. Bu cezaevine tıkılan sözde savaş suçluları ileride Malta’ya sürülecekler yada düzmece sıkıyönetim mahkemelerince süründürülecekti içlerinden ipe gidenler olacaktı. İngilizlerin kara liste furyasından Mustafa Kemal Paşa’da kurtulamaz daha Samsun’a çıkışından 80 gün önce Mustafa Kemal İngilizlerin kara listesine girmiştir. Bu listede kimler yoktu ki, İsmet İnönü, Kazım Karabekir, Ali Çetinkaya gibi ilerde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında aktif rol oynayan vatansever subaylar vardı.

Kurtuluş savaşı tarihimizde en ilginç ve o kadarda önemli olup aynı zamanda çok az bilinen Malta sürgünleridir. Ülke sevmenin bir bedeli mutlak vardır. İnsanlar bu konuda işkenceye,ipe çekilmeye hazır olmalıdır.

4 Mart 1919 günü Damat Ferit, Sadrazam olur ve yeni kovalama dönemi başlamıştır. Çünkü yeni Sadrazamın en önemli işi budur. 9 Mart günü İngiliz Yüksek Komiserliğini ziyaret çıkışında “İnsan Avı” emrini verir çok kısa sürede eski sadrazam Sait Halim Paşa’nın içinde bulunduğu yirminin üstünde kişi tutuklanmıştır. Bu tutuklama işlemi çok hızlı ve net tavırla Konya’ya, Sivas’a kadar uzanmıştır.

Türkiye’den Malta’ya sürülen ilk kişi eski altıncı ordu komutanı Ali İhsan Paşa’dır. Ali İhsan Paşa Musul bölgesindeki altıncı ordunun komutanı olup İngilizlere direnmiş biridir.

Malta sürgünleri olayı, varoluş mücadelesi veren ve aynı zamanda bir çok olanaksızlığa karşı adeta başkaldırarak zaferden zafere koşup emeline muvaffak olan Türkiye Cumhuriyetinin bir zaferidir.

Memleketin büyüklerini, akıllı adamlarını alıp malta adasına sürdüler kimseye ağız açtırıp söz söyletmiyorlardı. Malta’yı şöyle hatırlayalım. Kurtuluş savaşına önderlik yapacağından ve milleti uyandıracağından kuşkulanılan herkes evinden tek tek alındı.

Önce cephe komutanlarından başlanıldı. İngilizlerin gösterdiği gerekçe komutanların teslim olmayı geciktirmeliydi.

Türkiye gırtlağına kadar hırsızlığa yolsuzluğa batmışken sadece Atatürkçü vatanseverlerin hapishanelere kapatılması rastlantı değildir.

Yolunuz Açık Olsun

Cihan ÇETİN